28 Mart 2011 Pazartesi

KISSADAN HİSSEYE THE CUP

     11-12 Martt tarihleri arasında Marketing Türkiye ve MMI Türkiye'nin organizasyonuyla gerçekleştirilen Istanbul Adversiting Cup yani The Cup, 2010 yılında dört kıtada uluslararası yarışmalarda ödül kazanan işler arasından en iyilerin en iyisini seçti. Daha da önemlisi "Yaratıcılık Zirvesi"nde dünyaca ünlü reklamcılar ve profesyoneller, yeni trendleri, yaratıcılığı ve yaratıcılıkla beraber ödüllü işlerin etkinliğini tartışmaya açtı. Peki bu tartışılan konular arasında beni en çok etkileyen konuşma ve konuşmacı kim oldu? Şüphesiz hepsi çok önemli olan konuşmacılardan ikisi bende bambaşka tatlar bıraktı. Bunlar Leo Brunett Baş Kreatif Direktörü Mark Tuttsel ve Bartle Bogle Hegarty'nin Kurucu ortağı ve Yaratıcı Direktörü Sir John Hegart oldu.

          Leo Brunett Baş Kreatif Direktörü Mark Tuttsel "humankind" konulu yaptığı konuşmasında günümüzdeki pazarlamaya anlayışına bakıldığında dünyanın en önemli markalarının insanı merkeze almaya başladıklarını ve yaratıcılığın da insanî davranışlar yarattığında önem kazandığının altını çizdi. İletişimin temelinin insanî ihtiyaçlarla ilgili olduğunu ifade eden Tutssel 1980'lerin marka, 1990'ların fikirler ve günümüzün ise insan yıllarını olduğunu söyledi. Tutssel, reklamcıların ve fikir üretenlerin ofisten çıkıp insanların neler yaptığına bakmalarını gerektiğini ve sadece markalarla ilgilenmemeleri gerektiğini belirterek yaratıcıların kutunun dışına bakmaları gerektiğini ısrarla vurguladı ve insanların kaygıları, hayâlleri, düşünceleri nelerdir ve bunlar markayla hangi noktalarda kesişir? İşte bunlar üzerine düşünmek gerekiyor, dedi.

     Tuttsel son olarak markaların amaçlarını mutlaka insanlarla paylaşmaları gerektiğini ancak bu şekilde tüketiciyle sağlam bir ilişki kurabileceklerini ifade etti. Günümüzde aktif katılımcıların marka hikâyesinde rol almak istediklerini, eğer bu hikâye anlamlıysa ve duygulara hitap ediyorsa tüketicinin markaya cevap verdiğini söyleyen Tuttsel, katılım ne kadar genişse kampanya o denli etkili oluyor, diyerek sözlerini tamamladı.

     Reklam dünyasına yaptığı katkılarıyla Sir ünvanını kazanan tek reklamcı olan Bartle Bogle Hegarty'nin Kurucu ortağı ve Yaratıcı Direktörü Sir John Hegarty ise şöhretin markalar açısından önemine vurgu yaptı. Şöhretin rekabet baskısına direnmeyi sağladığına dikkat çeken Hegart karar verme sürecinin kısaltılması gerektiğini, bu aşamada şöhretin bu süreyi kısaltmada önemli rol oynadığını belirtti. Bir aktör film başı 20 milyon dolar alırken bir diğeri 100 milyon dolara aynı işi yapabilir, diyen Hegarty bunu sağlayanın da şöhret olduğunu söyledi. Hegarty, bir marka sadece onu satın alan insanlar tarafından değil, onu tanıyanlar tarafından yaratılır, diyerek konuşmasını tamamladı.
    
      Kıssadan hisse olarak şunu söyleyebilirim: 1. Tüketicinin içinde bulunduğu bir marka hikâyesi yaratmak zorunluluğu aşikardır,  2. Günümüzün aşırı rekabet koşullarında direnmeyi sağlayan ana faktörlerden biri olan şöhretin onu tanıyan insanlara tarafından oluşturulabildiği, 3. Yüzde yüz müşteri odaklı pazarlama iletişimi anlayışı olmadan başarının hayâl olduğu.

    
    

26 Mart 2011 Cumartesi

AŞK TESADÜFLERİ SEVER & ORGAN NAKLİ

    
     Bu yazımı okurken bu kadar romantik ve herkesin göz yaşları içinde izlediği sahneden sen bunu mu anladın, bunu mu gördün dediğinizi duyar gibiyim. Hemen kendimi savunup diyorum ki biraz sonra okuyacaklarınız tabiî ki ilk anda aklıma gelmedi, ben de o son sahnede oldukça duygulandım. Peki neydi bu son sahne ve ben bu sahnede ne görmüştüm?

     Aşk Tesadüfleri Sever filmini izleyen herkes filmin nasıl bittiğini anımsayacaktır; ama ben filmi izlemeyenler için son sahneleri tekrar hatırlatmak istiyorum. Filmdeki iki ana kahraman birbirlerine tam kavuşacakken erkek kahramanın kalp kasları oldukça zayıfladığından yeni bir kalbe ihtiyaç duyar. Yeni bir kalp bulunmadığı takdirde ölecektir. Tam bu esnada filmin kadın kahramanı trafik kazası geçirip hayatını kaybeder ve onun kalbi sevgilisi olan filmin erkek kahramanına takılır. Bu esnada Şebnem Ferah'ın seslendirdiği şarkı duyulur ve "bu garip bir veda olacak / çünkü aslında hep içimdesin" sözü esnasında sinema salonunda göz yaşları sel olur.

      Organ nakli konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri. Bu konuda gerek Türk Organ Nakli Derneği gerekse hükümet yetkilileri her seferinde organ naklinin önemi vurguluyor. Ama ben şu ana kadar ülkemizde organ nakli konusunda hafızalara kazınan bir P&R ve reklam çalışması görmüş değilim.

     Ülkemizde yaklaşık 7 milyon kişi tarafından izlenen Aşk Tesadüfleri Sever'in bu tip çalışmaların başlangıcı olabileceğini düşünmekteyim hattâ bu konuda kendimce bir strateji bile geliştirdim. Stratejime göre, gerek P&R gerekse reklam çalışmalarının sloganı olarak "Bu garip bir veda olacak  çünkü aslında hep içimdesin" sözü kullanılabilinir. Ayrıca filmin yönetmeni olan Ömer Faruk Sorak reklam kökenli bir yönetmen olduğundan onun çekeceği ve başrollerinde filmin iki ana kahramanı olan Mehmet Günsür ve Belçim Erdoğan'ın oynadığı bir reklam filmi çekilebilir. 

     Bu tarzda bir P&R ve reklam çalışmasının çok etkili olacağını ve Türk halkının organ nakli konusundaki algısını üst seviyelere taşıyacağına fazlasıyla inanmaktayım.
    

KURUMSAL İLETİŞİM NEDİR?

    
     Şu ana kadar duyduğum en ilginç Kurumsal İletişim tanımı Kurumsal İletişim Derneği (KİD) Başkanı Suat Özyaprak'tan geldi: "Kurumsal iletişim disiplini öyle çok noktaya dokunuyor ki bir vücudun sinir uçları gibi bir kurumun organizasyonunun bütün sinir uçlarının bağlandığı yerdir. Bu sinir uçlarından gelen uyarıcıları, acıları, darbeleri, sıcaklıkları, soğuklukları da beyine iletmesi gereken organ."

     KİD ve kurumsal iletişim hakkında daha detaylı bilgi için bakınız: http://kid-tr.com/Default.aspx ve Marketing Türkiye 15 Mart 2011 tarihli Suat Özyaprak röportajı.

     

25 Mart 2011 Cuma

DÜNYANIN EN DEĞERLİ MARKASI

     Brand Finance tarafından hazırlanan "Dünyanın En Değerli 500 Markası 2011" listesinde Google 44.3 milyar dolar ile ikinci sıradan ilk sıraya yükselirken, Microsoft 42.8 milyar dolar ile beşinci sıradan ikinci sıraya çıktı. Dünyanın en değerli 500 markasının ilk 9'u ABD'den, 1'i ise İngiltere'den çıktı. İlk 10'a giren İngiliz şirketi Vodafone oldu. Listede Coca-Cola ise ilk kez ilk 10'un dışında kaldı.

Google  44.29 milyar Dolar
Microsoft  42.80 milyar Dolar
Wal-Mart  36.22 milyar Dolar
IBM  36.15 milyar Dolar
Vodafone  30.67 milyar Dolar
Bank of America  30.61 milyar Dolar
General Electric  30.50 milyar Dolar
Apple  29.54 milyar Dolar
Wells Fargo  28.94 milyar Dolar
AT&T  28.88 milyar Dolar


     Listede yer alan tek Türk markası ise 2,28 milyar dolarlık marka değeri ile İş Bankası oldu.

MAHKEME KARARI TERBİYECİSİ

     M. Serdar Kuzuloğlu'na aynen katılıyorum: Böyle yolları sevmiyorum ama yine de hatırlatayım; sansürlü sitelere makattan da girebilirsiniz: http://makat.org/
 

24 Şubat 2011 Perşembe

Nedir Bu Marka?

     Marka kelimesini hep duyardım; ancak ne türlü bir şey olduğunu, neye benzediğini aklımda oluşturamıyordum. Bazen bir ayakkabı, bir tişört, bazen bir içecek oluyordu hattâ bazen bir saat, bazen bir araba oluveriyordu. Nasıl böyle kılıktan kılığa giriyordu? "Bukalemun" derdim ama sadece rengini değil şeklini de değiştiriyordu. Bir gün bir dükkânın vitrininde bir yazı gözüme çarptı: "Marka Bulunur" yazıyordu.

     İçeri girdim, neydi bu marka? Satıcı, küçük torbalar içinde renkli, bozuk para gibi plastik parçalar gösterdi. "Ne işe yarar?" diye sordum. "Çay ocaklarında kullanılır, para yerine geçer. Her rengin değeri farklı; sarılar çay, kırmızılar Türk kahvesi, maviler gazoz" dedi. Nasıl yani?

     "Marka, resim veya harfle yapılan işaret, bilet yerine kullanılan metal veya başka şeyden parça. "Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işaret.

     "Marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla kişi adları dâhil özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi ve ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlerdir.[1]



[1] Ersu Deniz, Markalaşma ve Reklam, Kum Saati Yayınları, s. 31-32.