25 Ağustos 2012 Cumartesi

BRONZLAŞMANIN BENDEKİ ETKİLERİ

     Nihayet ben de geçen hafta tatile gidebildim, deniz, kum, güneş her zamanki gibi süper geldi, enerji doldurdu beni. Ne var ki yıllardan beri nedenini anlayamadığım ve yapmadığım güneşlenme olayını bu yıl ben de baskılara dayanmayıp gerçekleştirdim. Ben güneş ışınları cildime zarar verecek diye hayıflanırken klâsik Türk insanımızın güneş altında bronzlaşma çabaları takdire şayandı. Bu çabaları görünce aşağıdaki ödüllü kartpostalı paylaşmadan edemedim:





     Gençleri güneşte kalmanın zararlarına karşı uyaran yukarıdaki kartpostal, plajlarda ve gençlerin gittiği yerlerde dağıtılmış ve iletişim yönünde çok başarılı olmuş. 

     Kartpostalda reklamcının aşmak durumunda olduğu zorluk, bugün bronz bir tene sahip olmak isteyen gençlerin ileride kendilerini bekleyen "deri kanseri, kırışıklıklar, renk bozulması" gibi  tehlikelere karşı duyarsızlığı. Mesajın alışılmış yoldan iletilmesi hâlinde mesajın vaaz verme gibi görülmesi ve can sıkıcı bulunup dolayısıyla da okunmama olasılığı var. Ancak sağ tarafta yer alan kartpostal, hedef kitlenin onu göz ardı etmesine imkân vermeyecek şekilde. Kartpostalın sorduğu soru ( aslında banal bir soru: teninizin 10 yıl sonraki hâlini görmek ister misiniz?) tek başına başlık olarak yer almış olsaydı ya çok az bir etki sağlamış olurdu ya da hiç sağlayamazdı.Oysa kartpostal okuru reddetmesi güç bir fiziksel bir eylem gerçekleştirmeye davet ediyor: Deliklere iki parmağını sokması isteniyor ve ortaya kırışmış bacak görüntüleri çıkıyor.

     Bu noktada okur mesajın yaratılmasında merkezi bir görev üstleniyor. Mesaj, ilginç bir değişimle başka birinden değil okurun kendisinden gelmiş oluyor. İmgenin yaratılmasında okur, etkin bir katılımcıya dönüştürüldüğünde okurun mesajı dikkate almama olasılığı çok azalıyor.

     Bir reklam denizinde yaşadığımız şu günlerde hedef kitleler genellikle reklamlardaki mesajların çoğunu gerçek ve güvenilir bulmayıp bunları bir pazarlama numarası olarak algılıyor. Hedef kitlenin reklam mesajını gerçekten dikkate almasını sağlayabilmenin yollarından biri yukarıdaki kartpostalda olduğu gibi okuru hareket geçirmek ve onu reklamın mesajının yaratılmasında önemli bir ortak hâline getirmek.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ VE DİĞERLERİ

     Yeni bir ÖSS tercih maratonunda daha beraberiz. Her yıl olduğu gibi vakıf üniversitelerinin çok büyük bir kısmının öğrenci kapma yarışında olduğu şu günlerde Bahçeşehir Üniversitesi kendi algısını inanılmaz kuvvetlendirecek bir sponsorluğa imza attı. Yanlış hatırlamıyorsa ilk kez bir üniversite bu denli büyük bir sponsorluk gerçekleştirdi

     Bahçeşehir Üniversitesi'nin Beşiktaş Kadın Voleybol takımıyla gerçekleştirdiği bu sponsorluk, hem üniversitenin diğer   üniversitelerden çok net bir şekilde ayrışmasını sağladı hem de üniversitenin ve Enver Yücel'in vizyonunun genişliğini bir kez daha ortaya koydu. Ayrıca üniversitenin bulunduğu bölge olan Beşiktaş ile Bahçeşehir Üniversitesi arasındaki algının güçlendiğini, Beşiktaş deyince akla Çarşı'dan sonra Bahçeşehir Üniversitesi'nin gelebileceğini söylemek de hiç zor değil artık.

     Bahçeşehir Üniversitesi ve Enver Yücel bunları yaparken diğer vakıf üniversiteleri her yıl yaptıkları ilginç(!) tanıtım çalışmalarına devam etmekteler. Öğrenci velisi olsam özellikle Kadir Has ve Işık Üniversiteleri'nin tanıtımları için yaptıkları çalışmalarından sonra çocuğumu en azından bu üniversitelerin İletişim Fakülteleri'ne bedava bile olsa kayıt ettirmem. 

     Eğitimi genişletme vizyonları, eğitime iş bulma dışında başka anlamlar da yükleme vizyonları sıfıra yakın ne yazık ki pek çok vakıf üniversitesinin. Ancak bu noktada Bahçeşehir, Koç ve Sabancı üniversitelerini ayrı bir yere koymak gerektiğinin altını kalınca çizmek istiyorum.





13 Temmuz 2012 Cuma

BARCELONA - REAL MADRID

 


Özellikle Jose Mourinho'un Real Madrid'in başına gelmesinden sonra iyice kızışan Barceola - Real Madrid derbisi bu kez Facebook üzerinden heyecan fırtınaları kopardı.
Peki nasıl?
Barcelona - Real Madrid derbisinde kaybeden takımın taraftarı 1 günlüğüne Facebook sayfasını rakibine verdi
Darısı Fenerbahçe - Galatasaray derbisine...

12 Temmuz 2012 Perşembe

REKLAMCIDAN HAYAT DERSLERİ


     
     Tedtalks’ta  bir reklamcıdan, ürünün gerçek değerinin yanı sıra, pazarlama ileştişimi ve reklamla eklenen değerinin, insan algısını nasıl değiştirdiğine dair mükemmel bir konuşma.

     Özellikle, Shreddies mısır gevreğinden bahsettiği kısım, tüketici davranışlarına ayna tutuyor.

     Andy Warhol’un “Coca-Cola ile ilgili en çok sevdiğim şey ABD başkanının sokağın köşesindeki serseriden daha iyi bir kola alamamasıdır.” sözü ise Coca Cola’ya bakış açısını açıkça ortaya koyabilecek şekilde.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

İLETİŞİMİN SÜREKLİLİĞİ VE KRİZ DÖNEMLERİ

     

     Reklamcılar Derneği Genel Müdürü Ayşegül Molu'nun Boydak Grubu'nun çıkardığı dergiye verdiği röportajı daha yeni okuyabildim. Ayşegül Molu vermiş olduğu bu röportajda özellikle iletişimin sürekliliği adına çok önemli bir değerlendirme yapmış, ben de bu değerli bilgilerin kısa bir özetini paylaşmak istedim:

     "Tüketiciyle iletişimin sürekliliği esastır. Sözgelimi, orta hâlli bir aileden ev hanımı markete gittiğinde ilgi duyduğu her kategoriyle ilgili onlarca markayla yüz yüzedir. Reklam verenlerin ve iletişim dünyası olarak bizim bütün hedefimiz de, onun zihnindeki ilk üçlük tercih menüsü içindeki yerimizi veya alma sıklığımızı artırmaktır. Bütün oyun, bu üç marka üzerine kuruludur, bütün pazarlama kurgusu da buna doğru akar.

     Türk ekonomisindeki çalkantılar nedeniyle, 2005 yılı sonrasında reklam etkisine ilişkin pozitif anlamda çok önemli bir kanaat uyandı. Tüketiciyle iletişin kesintiye uğramaması gerektiği yönünde düşünce değişiklikleri oluştu. Çünkü krizler öyle bir ilginç ortamlar ki bütün rekabet algısını değiştirebiliyorlar. Kriz içerisinde iletişim yatırımına ara veren markaların kriz sonrasında bunu telafi için, o verdikleri aranın çok üzerinde bir çaba göstermesi gerekiyor. Ya da tersi, hiçbir biçimde o üçlü kotanın içerisinde olmayan bir marka, kriz ortamında aktif hâle gelerek potaya giriyor ve kriz sonrasında da bunun faydalarından yararlanmayı sürdürüyor."

     İşte iletişimde olması gereken süreklilik, işte kriz dönemlerinde iletişime bakış açısı...

24 Mayıs 2012 Perşembe

İKİ BÜYÜK LİDERİN BULUŞMASI: SİNPAŞ GYO - JOSE MOURINHO

     

     Sinpaş GYO tarafından 2009 yılında birincisi yapılan Sürdürülebilir Başarı İçin Liderlik Konferansı'nın ikincisi bugün yapıldı. Jose Mourinho'lu Sinpaş GYO reklamları ne kadar iyi olmuşsa ve bu reklamlarda ne kadar büyük emek varsa, PR adına da bu organizasyon o kadar iyi ve büyük bir emeğin ürünü olmuş. Ufak tefek eksiklikler dışında her şeyin düşünüldüğü, eksik olan bir şeyi bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bu müthiş konferans hem Sinpaş hem de İstanbul'un (dolayısıyla Türkiye'nin) imajına inanılmaz bir prestij kazandırdı. Nasıl kazandırmazsın  ki konferans açık ara dünyanın en iyi teknik direktörü Jose Mourinho üzerine kurulmuştu.

     Hem PR hem de reklamda celebrity kullanmak kurumlara pek çok avantaj sağladığı gibi doğru yönetilmediği takdirde bir kurumun imajını da yerle bir edebilir. Sinpaş GYO ise doğru celebrity ve o celebrity'i doğru kullanarak büyük bir başarıya imza attı. Peki nasıl?

     Jose Mourinho bir konut markası için doğru celebrity; çünküsü konferansta söylediği şu sözlerde saklı:  "Benim hayatım futbol, futbol hayatımın çok büyük bir bölümünü alıyor, diğer zamanlarda ise evimde eşim ve çocuklarımla vakit geçiriyorum." Sinpaş GYO'un ana felsefesine de baktığımızda da karşımıza şu sözler çıkıyor: Mutlu evler herkese. Jose için de "futbol ve mutlu ev", gerisi boş onun için.

     Celebrity doğru kullandı; çünkü Jose Mourinho öyle bir kişi ki yaptıklarıyla, tek bir hareketiyle Sinpaş GYO markasının önüne çok rahat geçip bu konferansı Sinpaş GYO konferansı değil  Jose Mourinho konferansı hâline getirebilirdi. Bu noktada Sinpaş GYO'un bu durumun mümkün olduğu kadar önüne geçtiğini tüm konferans boyunca hissettim, konferans sonrasında bende Sinpaş GYO ve Jose Mourinho eşit derecede algı, imaj uyandırdı. Bu eşitlik dünyada en çok celebrity kullanılan Türkiye'nin diğer büyük markalarına da örnek olmalı.

     Bu kadar övdüğüm konferansın bence en zayıf yönü ise konferansın sunucu Acun Ilıcalı'nın Jose Mourinho'ya sorduğu sorulardı, açıkçası Acun Ilıcalı'nın sorduğu bu sorularla Jose Mourinho hakkında daha önce bilmediğim yeni bir şey öğrenmedim, Jose'yi takip eden herkes bunları, bu fikirleri zaten Jose söylemese de bilebilir. Bence işin güzel yanı ise konferanstaki en iyi iki soruyu konferansın sonunda Sinpaş Grup Başkanı Avni Çelik'in sorması oldu, sorular cidden kaliteli ve Jose'yi konuşturmaya yönelik sorulardı.

     Son olarak bu başarılı konferans ve reklam kampanyasını yürüten tüm Sinpaş GYO çalışanlarını, özellikle sevgili arkadaşlarım Songül ve Özden'i ayrı kutlamak isterim, o kadar yorulmanıza değmiş kızlar:)