24 Mayıs 2012 Perşembe

İKİ BÜYÜK LİDERİN BULUŞMASI: SİNPAŞ GYO - JOSE MOURINHO

     

     Sinpaş GYO tarafından 2009 yılında birincisi yapılan Sürdürülebilir Başarı İçin Liderlik Konferansı'nın ikincisi bugün yapıldı. Jose Mourinho'lu Sinpaş GYO reklamları ne kadar iyi olmuşsa ve bu reklamlarda ne kadar büyük emek varsa, PR adına da bu organizasyon o kadar iyi ve büyük bir emeğin ürünü olmuş. Ufak tefek eksiklikler dışında her şeyin düşünüldüğü, eksik olan bir şeyi bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bu müthiş konferans hem Sinpaş hem de İstanbul'un (dolayısıyla Türkiye'nin) imajına inanılmaz bir prestij kazandırdı. Nasıl kazandırmazsın  ki konferans açık ara dünyanın en iyi teknik direktörü Jose Mourinho üzerine kurulmuştu.

     Hem PR hem de reklamda celebrity kullanmak kurumlara pek çok avantaj sağladığı gibi doğru yönetilmediği takdirde bir kurumun imajını da yerle bir edebilir. Sinpaş GYO ise doğru celebrity ve o celebrity'i doğru kullanarak büyük bir başarıya imza attı. Peki nasıl?

     Jose Mourinho bir konut markası için doğru celebrity; çünküsü konferansta söylediği şu sözlerde saklı:  "Benim hayatım futbol, futbol hayatımın çok büyük bir bölümünü alıyor, diğer zamanlarda ise evimde eşim ve çocuklarımla vakit geçiriyorum." Sinpaş GYO'un ana felsefesine de baktığımızda da karşımıza şu sözler çıkıyor: Mutlu evler herkese. Jose için de "futbol ve mutlu ev", gerisi boş onun için.

     Celebrity doğru kullandı; çünkü Jose Mourinho öyle bir kişi ki yaptıklarıyla, tek bir hareketiyle Sinpaş GYO markasının önüne çok rahat geçip bu konferansı Sinpaş GYO konferansı değil  Jose Mourinho konferansı hâline getirebilirdi. Bu noktada Sinpaş GYO'un bu durumun mümkün olduğu kadar önüne geçtiğini tüm konferans boyunca hissettim, konferans sonrasında bende Sinpaş GYO ve Jose Mourinho eşit derecede algı, imaj uyandırdı. Bu eşitlik dünyada en çok celebrity kullanılan Türkiye'nin diğer büyük markalarına da örnek olmalı.

     Bu kadar övdüğüm konferansın bence en zayıf yönü ise konferansın sunucu Acun Ilıcalı'nın Jose Mourinho'ya sorduğu sorulardı, açıkçası Acun Ilıcalı'nın sorduğu bu sorularla Jose Mourinho hakkında daha önce bilmediğim yeni bir şey öğrenmedim, Jose'yi takip eden herkes bunları, bu fikirleri zaten Jose söylemese de bilebilir. Bence işin güzel yanı ise konferanstaki en iyi iki soruyu konferansın sonunda Sinpaş Grup Başkanı Avni Çelik'in sorması oldu, sorular cidden kaliteli ve Jose'yi konuşturmaya yönelik sorulardı.

     Son olarak bu başarılı konferans ve reklam kampanyasını yürüten tüm Sinpaş GYO çalışanlarını, özellikle sevgili arkadaşlarım Songül ve Özden'i ayrı kutlamak isterim, o kadar yorulmanıza değmiş kızlar:)

28 Nisan 2012 Cumartesi

EN İYİ 3'LÜ

     Basit düşün.
     Popüler olacak bir hashtag yarat.
     Sonra ver ilanı, ver banner'ı.

     Bu hafta Twitter'da görmüş olduğunuz "eniyi3lu" hashtag'iyle aslında Volvo'ya hizmet ettik. Herkes yaratıcılığının sınırlarını zorladı en iyi 3lüyü bulmak için. Ve hashtag'in ertesi gününde Hürriyet ana sayfadan şunu gördük:
 

     Bu da sitesi: http://www.eniyi3lu.com/
 
     Ne diyelim süper iş...

15 Nisan 2012 Pazar

İLETİŞİM NEREDE?

     Beko Basketbol Ligi'nde birbirinden heyecanlı maçları izlerken Netsis'in hazırladığı spot reklam her molada ya da devre arasında yayınlanıyor. Netsis'in kendi bünyesindeki takım oyunu mantığını, basketbol gibi takım oyununun, yardımlaşmanın en üst düzeyde olduğu bir spora yakınlaştırması gayet başarılı.

     Ancak reklamda anlatılan Netsis'in takım oyununun parçalarında çok büyük bir eksiklik var: İletişim departmanı. Üretim, pazarlama, finans, planlama, satış departmanlarının hepsi var ama kurumsal iletişim ya da halkla ilişkiler departmanı yok. Acaba basketbolda olduğu gibi kurumsal iletişim departmanı Netsis için ilk 5'de yer almıyor mu, eğer ilk 5'de yer almıyorsa Netsis'in bu reklamını şirket içinde hangi departman hazırladı, hangi departman reklam ve halkla ajansını yönlendirdi?

     Bu yazdığım size çok ufak ve gereksiz bir detay gibi gelebilir ama Türkiye'de hâlâ çoğu şirketin bünyesinde kurumsal iletişim departmanının olmadığını ya da bu şirketlerde "tek" kişinin pazarlama departmanı altında kurum içi ve kurum dışı iletişimi yapmaya çalıştığı gerçeğini hatırlamakta fayda var.



SOSYAL MEDYADA SANAT

     Pazarlama iletişimi uzmanlarının 2012 - 2015 öngörülerine göre, sosyal medyada yapılan iletişim stratejilerinde art büyük önem kazanacak. Bu tarz uygulamalarının ilk başarılı örneğini KLM Havayolu Twitter'da gerçekleştirdikten sonra Arjantin Mercedes-Benz'de çok başarılı bir uygulamaya yine Twitter'da imza attı. @smartArg tweetleri kullanılarak oluşturulan animasyonda timeline üzerinde aşağı doğru hareket edildikçe Smart car'ın da hareket ettiği görülmekte.



TAKSİ ÜNİVERSİTESİ

    

     Taksicilerle muhabbet etmeyi ne kadar çok sevdiğimi beni yakından tanıyan herkes bilir. Muhabbeti hoş, gündemi takip eden, biraz da bilgili bir taksiciye denk gelirseniz o taksici sizin için trending topic görevi görebilir ve saatlerce trafiğin ortasında da kalsanız o taksiden inmek istemezsiniz.

     Ancak bir de işin tam tersi var. Kaba, trafikte önüne gelen herkese küfür eden, müziği sonuna kadar açan, yanındaki yolcuya laf atan taksiciler. Özellikle cuma günü bindiğim taksinin şoförü aynen böyle biri olunca aşağıdaki videoyu paylaşmadan edemedim.

    Chevrolet sponsorluğunda Kolombiya’da taksi şoförlerini eğiten bir programı anlatıyor video. Özellikle İstanbul’da da bu tarz bir eğitime büyük ihtiyaç olduğu aşikâr.

27 Mart 2012 Salı

PINTEREST'TEKİ İLK KAMPANYA

    Son dönemde müthiş bir büyüme oranı yakalayan Pinterest'teki ilk büyük kampanyayı gerçekleştiren marka Kotex oldu. Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırlanan bu kampanyada Kotex, Pinterest üzerinden seçtiği 50 kadına kendi ilgi alanlarına yönelik gönderdiği hediye paketleriyle 700.000’e yakın impression elde etti. Kampanyayı daha fazla anlatmadan kampanya case videosunu paylaşıyorum...


18 Mart 2012 Pazar

THY ZORU BAŞARIYOR

     

     Teşbihte hata olmaz derler...

    İşte benim teşbihim: Global bir marka yaratmak için harcanan zamanı, rejim yaparken istenilen kiloya inmek için harcanan zamana benzetiyorum. Nasıl ki ilk haftalarda bünye hızlı bir şekilde kilo verip daha sonra kilo vermeye direndiğinde kişinin kilo vermek için aynı şekilde rejimine devam etmesi gerekirse aynı sıkıntılı süreç global bir marka yaratırken de yaşanabilir. Bu noktada önemli olan nasıl ki kilo vermeme aşamasında kişinin morali bozulsa bile rejimine devam etmesi gerekliyse markanın da global bir marka olma yolunda emin adımlarla yoluna devam etmesi, bu yolda karşısına çıkan sorunları kendi içinde telafi etme yoluna gitmesidir. Son yıllarda global marka olma hedefi yolunda büyük yol kaydeden THY'in 2011 yılında bütçesinde açık vermesini de bu şekilde değerlendirip bu konuyu çok abartmamak gerekir kanımca (yani Türk'ün Türk'ü vurmayıp destek olması durumu). Zira THY, Türkiye algısına inanılmaz olumlu katkılar yapıyor.

     Çarşamba akşamı İngiltere'deki ev arkadaşlarımdan David Suarez'le Facebook üzerinden yaptığımız chat beni bir Türk olarak bir hayli gururlandırdı:

     "David: Hey Yasam mükemmel bir Türk yemeği yedim.
     Yaşam: Kebap mı yine?
     D: Adını tam olarak bilmiyorum, ama sulu etti sanırım. (ben bunun tas kebap olduğunu sonradan anladım.)
     Y: Kore'de sulu Türk yemeği yapan yer var mı? (David Güney Koreli)
     D: Kore'de değil, havada yedim.
     Y: What???
     D: İstanbul'dan Londra'ya Türk Hava Yolları'yla uçtum. Nefis bir menüydü, uçarken yediğim bir yemekten ilk kez bu kadar keyif aldım. Bu yediğim yemeğin tarifini verir misin bana:)" şeklinde uzayıp giden bir konuşma geçti aramızda David'le.

     Bu konuşmanın ertesi gününde New York Times'da THY'in Avrupa ve Ortadoğu'daki diğer havayolları içinde tek bir havaalanından en çok güzargaha direkt uçan havayolu şirketi olduğu haberi de yayınlanınca THY'nin yaptıklarından duyduğum haz bir nebze daha arttı.    

      Yazımın başlığında da dediğim gibi THY zoru başarıyor, umarım bu yoldan çeşitli sıkıntılar nedeniyle asla dönmezler ve bu topraklardan da ciddi bir global marka çıkarmış oluruz.