15 Nisan 2012 Pazar

İLETİŞİM NEREDE?

     Beko Basketbol Ligi'nde birbirinden heyecanlı maçları izlerken Netsis'in hazırladığı spot reklam her molada ya da devre arasında yayınlanıyor. Netsis'in kendi bünyesindeki takım oyunu mantığını, basketbol gibi takım oyununun, yardımlaşmanın en üst düzeyde olduğu bir spora yakınlaştırması gayet başarılı.

     Ancak reklamda anlatılan Netsis'in takım oyununun parçalarında çok büyük bir eksiklik var: İletişim departmanı. Üretim, pazarlama, finans, planlama, satış departmanlarının hepsi var ama kurumsal iletişim ya da halkla ilişkiler departmanı yok. Acaba basketbolda olduğu gibi kurumsal iletişim departmanı Netsis için ilk 5'de yer almıyor mu, eğer ilk 5'de yer almıyorsa Netsis'in bu reklamını şirket içinde hangi departman hazırladı, hangi departman reklam ve halkla ajansını yönlendirdi?

     Bu yazdığım size çok ufak ve gereksiz bir detay gibi gelebilir ama Türkiye'de hâlâ çoğu şirketin bünyesinde kurumsal iletişim departmanının olmadığını ya da bu şirketlerde "tek" kişinin pazarlama departmanı altında kurum içi ve kurum dışı iletişimi yapmaya çalıştığı gerçeğini hatırlamakta fayda var.



SOSYAL MEDYADA SANAT

     Pazarlama iletişimi uzmanlarının 2012 - 2015 öngörülerine göre, sosyal medyada yapılan iletişim stratejilerinde art büyük önem kazanacak. Bu tarz uygulamalarının ilk başarılı örneğini KLM Havayolu Twitter'da gerçekleştirdikten sonra Arjantin Mercedes-Benz'de çok başarılı bir uygulamaya yine Twitter'da imza attı. @smartArg tweetleri kullanılarak oluşturulan animasyonda timeline üzerinde aşağı doğru hareket edildikçe Smart car'ın da hareket ettiği görülmekte.



TAKSİ ÜNİVERSİTESİ

    

     Taksicilerle muhabbet etmeyi ne kadar çok sevdiğimi beni yakından tanıyan herkes bilir. Muhabbeti hoş, gündemi takip eden, biraz da bilgili bir taksiciye denk gelirseniz o taksici sizin için trending topic görevi görebilir ve saatlerce trafiğin ortasında da kalsanız o taksiden inmek istemezsiniz.

     Ancak bir de işin tam tersi var. Kaba, trafikte önüne gelen herkese küfür eden, müziği sonuna kadar açan, yanındaki yolcuya laf atan taksiciler. Özellikle cuma günü bindiğim taksinin şoförü aynen böyle biri olunca aşağıdaki videoyu paylaşmadan edemedim.

    Chevrolet sponsorluğunda Kolombiya’da taksi şoförlerini eğiten bir programı anlatıyor video. Özellikle İstanbul’da da bu tarz bir eğitime büyük ihtiyaç olduğu aşikâr.

27 Mart 2012 Salı

PINTEREST'TEKİ İLK KAMPANYA

    Son dönemde müthiş bir büyüme oranı yakalayan Pinterest'teki ilk büyük kampanyayı gerçekleştiren marka Kotex oldu. Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırlanan bu kampanyada Kotex, Pinterest üzerinden seçtiği 50 kadına kendi ilgi alanlarına yönelik gönderdiği hediye paketleriyle 700.000’e yakın impression elde etti. Kampanyayı daha fazla anlatmadan kampanya case videosunu paylaşıyorum...


18 Mart 2012 Pazar

THY ZORU BAŞARIYOR

     

     Teşbihte hata olmaz derler...

    İşte benim teşbihim: Global bir marka yaratmak için harcanan zamanı, rejim yaparken istenilen kiloya inmek için harcanan zamana benzetiyorum. Nasıl ki ilk haftalarda bünye hızlı bir şekilde kilo verip daha sonra kilo vermeye direndiğinde kişinin kilo vermek için aynı şekilde rejimine devam etmesi gerekirse aynı sıkıntılı süreç global bir marka yaratırken de yaşanabilir. Bu noktada önemli olan nasıl ki kilo vermeme aşamasında kişinin morali bozulsa bile rejimine devam etmesi gerekliyse markanın da global bir marka olma yolunda emin adımlarla yoluna devam etmesi, bu yolda karşısına çıkan sorunları kendi içinde telafi etme yoluna gitmesidir. Son yıllarda global marka olma hedefi yolunda büyük yol kaydeden THY'in 2011 yılında bütçesinde açık vermesini de bu şekilde değerlendirip bu konuyu çok abartmamak gerekir kanımca (yani Türk'ün Türk'ü vurmayıp destek olması durumu). Zira THY, Türkiye algısına inanılmaz olumlu katkılar yapıyor.

     Çarşamba akşamı İngiltere'deki ev arkadaşlarımdan David Suarez'le Facebook üzerinden yaptığımız chat beni bir Türk olarak bir hayli gururlandırdı:

     "David: Hey Yasam mükemmel bir Türk yemeği yedim.
     Yaşam: Kebap mı yine?
     D: Adını tam olarak bilmiyorum, ama sulu etti sanırım. (ben bunun tas kebap olduğunu sonradan anladım.)
     Y: Kore'de sulu Türk yemeği yapan yer var mı? (David Güney Koreli)
     D: Kore'de değil, havada yedim.
     Y: What???
     D: İstanbul'dan Londra'ya Türk Hava Yolları'yla uçtum. Nefis bir menüydü, uçarken yediğim bir yemekten ilk kez bu kadar keyif aldım. Bu yediğim yemeğin tarifini verir misin bana:)" şeklinde uzayıp giden bir konuşma geçti aramızda David'le.

     Bu konuşmanın ertesi gününde New York Times'da THY'in Avrupa ve Ortadoğu'daki diğer havayolları içinde tek bir havaalanından en çok güzargaha direkt uçan havayolu şirketi olduğu haberi de yayınlanınca THY'nin yaptıklarından duyduğum haz bir nebze daha arttı.    

      Yazımın başlığında da dediğim gibi THY zoru başarıyor, umarım bu yoldan çeşitli sıkıntılar nedeniyle asla dönmezler ve bu topraklardan da ciddi bir global marka çıkarmış oluruz.

11 Mart 2012 Pazar

SİNEMA SİNEMA SİNEMA

     1453 Fetih, aşırı milliyetçi temasıyla beğenmediğim ama kullanılan sinema teknikleri bakımından Türk sinema tarihinde bir dönüm noktası olacağını düşündüğüm bir film. Ama meslekî olarak filmde benim dikkatimi en çok çeken film başlamadan önce  dakikalarce süren reklam kuşağı oldu.    

     Reklam dünyası açısından televizyon mecrasında birçok işlevsel ve yapısal değişikliğin yaşandığı 2011 senesinde, bu değişikliklerin diğer mecralara ne derece yansıdığı önemli bir konu. Etki, iletişim, hatırlanma bazında reklam etkinliği açısından birçok avantaj sağlayan sinema mecrası, sadece perde bazında değil tüketicilerle interaktif ve proaktif temas halinde olmasıyla reklam dünyası açısından önemli mecralardan biri konumunda. Son yıllarda artan AVM'lerin sonucunda erişimin büyük kentlerde daha da yaygınlaşması ve sinema mecrasına ait özel uygulamaların daha çok çeşitlenmesi mecranın öneminin gittikçe artacağını gösteriyor. Nielsen'in ortaya koyduğu verilere göre, 2009 - 2010 arasında âdet bazında yüzde 7 büyüyen sinema mecrası, 2010 - 2011 yılları arasında âdet bazında yüzde 41 büyüme gösterdi. Bu rakamlarla da net bir şekilde ortaya konulduğu gibi özellikle popüler olan filmlerden önce özellikle Unilever, Turkcell, Şekerbank reklamlarını görmeye fazlasıyla devam edeceğiz.


19 Şubat 2012 Pazar

LESS IS MORE


    
     Söylemesi ne hoş kelimedir müptezellik, kelimenin sanki fonetik olarak bir karizması var. Anlamı ise çokluğundan dolayı değerini yitiren. Şüphesiz herkesin başına gelmiştir, X veya Y sigorta şirketinin sağlık sigortasını satmak için size telefonda ya da yüz yüze yoğun ısrar uygulamaları ya da bir bankanın çağrı merkezini aradığınızda size emeklilik ya da işsizlik paketi satmak için ellerinden geleni yapmaları. İşte birer müptezellik harikaları...

     Hepinizin bildiği gibi ilişkinin her türlüsünde fazla ısrar felaket getirebilir. Fazla olan yanlıştır ilkesini doğru dürüst anlamamak ve uygulamamak, kaş yaparken göz çıkarmak diye özetlenebilecek durumlarla karşılaşılmasına günümüzde fazlasıyla neden olmaktadır.

     İletişimi meydana getiren öğeler arasındaki uyumun, ki bu öğeleri reklam, pr, sosyal medya, kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları vb. olarak sıralamak mümkündür, markanın vermek istediği mesajın algılanma ve yerleşmesindeki önemi aşikârdır. Bir araya geldiklerinde “çarpan” etkisi yaratan bu öğeler fazla kullanıldığında ise “bölen” etkisi yaparak markanın iletişim stratejilerine büyük zarar verebilir. 

     Kendi adıma, her yerde, her an karşıma çıkan, beni satın al, beni seç diye bağıran, ısrarın dozunu ayarlayamayan markalar psikolojik beni kendilerinden bir hayli uzaklaştırıyorlar. Bu sebeple gsm şirketimim ve bankama tavsiyem şudur ki günde 10 mesaj, 5 mail, 2 telesekreter araması yapmaktan vazgeçin, bireysel özgürlük alanlarıma bu denli girmeyin. Bu ısrarın sadece bende değil çok büyük bir kesimde mutlaka ters tepeceğini, kendi markanıza zarar verdiğinizi bilin, bunu bilmiyorsanız en azından müşteri tepkilerinden bunu hissetin artık.